BALIK İSTİFİ TAŞINAN KÖLELER

İzmir'deki bu katliam, insana insan karşısında boyun eğdirten kölelik kurumunun ülkemizde halen güçlü olduğunu haykırıyor. Kölelik "kalksın" demekle kalkmıyor.  Her Allah'ın günü sabah olmadan çalışmaya zorlanan, iğrenç koşullarda Avrupa'ya kaçırılan bu yoksullar, böcek gibi taşınıyor, köpek gibi barındırılıyorlar. Seslerini duymamız için illa ölmeleri mi gerekiyor?



Suriye'deki kanlı savaş neticesinde milyonlarca insan evladı ülkemize sığındı. Kısa süre içerisinde ülkemizin kaynaklarını sömüren "asalaklar" olarak fişlenmeye başlandılar bile. Ardından şehirlere dağılıp "yaşamak için çalışmak" zorunda olduklarının bilinciyle "karın tokluğuna" kölelik yapmaya başladılar. Kölelik diyorum çünkü; bu şartları başka bir kavram ile açıklamak oldukça güç. 

Ülkemizde Suriyelilerin çok büyük bölümü resmiyette "vatandaş" olarak kabul edilmedikleri için iş kuramaz ve adam akıllı vergi veremez durumdalar. Bu da onları "yasal olmayan" bazı işlerle uğraşmalarına ve kaçak işçi olarak çalışmalarına neden olmaktadır. Türkiye gibi dış göç alan ulus-devletlerin en büyük sorunu budur. Vatandaşlık verme noktasında bürokrasi ve milliyetçilerin tepkisi delinemediği için "güvenceli" çalışma koşullarından  mahrum bir yaşam sürmek zorunda kalıyorlar Suriyeliler. 

Zaten tanımadıkları bir ülkede yaşamanın zorlukları yüzlerine soğuk su gibi çarpıyor. Bu anlamda "Misafir" adlı Andaç Haznedaroğlu filmini sizlere önermek isterim. Dışlamanın, ötekileştirmenin nasıl ırkçılığa ve nefrete dönüştüğünü Suriyeliler üzerinden çok güzel anlatıyor bu film. Diğer taraftan göçmen kaçakçılığı yapan birinin oğlu ile olan bireysel hikayesinin anlatıldığı "Daha" adlı Onur Saylak filmini de öneririm.

Ülkemizde gözleriyle bir kaç adet örnek gören kişi, o bir kaç örneği milyonlara yamayabiliyor. Örneğin, "Bunlar yeyip, içip yatıyor. Baksana devlet de bunlara maaş bile bağlamış" veya "kendi ülkelerini savunmayıp ülkemizi sömürüyorlar" sloganları heryerde duyuluyor. Hiç de yabancısı değiliz bu lafların. Bu iddiaların gerçeklikten uzaktan yakından ilgili olmadığı milyonlarca kez kanıtlandı zaten. Tutup da teker teker iddialara cevap vermeyi gerekli görmüyorum.

Sosyolojik anlamda bir kaç kişiye olan kinimiz koskoca bir topluluğu düşman bellememize neden oluyor. Bu da ırkçılığa ve iç karışıklığa ardından da savaşlara neden oluyor. Suriye de zamanında bu şekilde "kendinden" olmayanı ötekileştirme hastalığı hüküm sürüyordu ve şimdiki durum malumumuz artık. Suriye'de savaş 8. yılına giriyor.

Anadolu bin yıllar boyunca savaşlardan kaçan insanların yurdu olmuştur. Anadolu'da "misafirperverlik" bu yüzden gelişmiştir. Çok yüksek bir cömertlik ve hoşgörü anlayışı yüzyıllarca hakim olmuştur bu coğrafyalarda. Ancak modern Türkiye bu noktada geçmişinin kemiklerini sızlatır derecede sınıfta kalabilir. 


Doğudaki sınır bölgelerindeki mülteci toplama kamplarında yaşamaya çalışanların durumu diğerlerine göre görece daha iyi. Ancak bu durum da prefabrik kampların zaman içerisinde yenilenmesinin gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Diğer bir taraftan iç ve batı Anadolu'da yaşamak durumunda kalanların hali ise içler acısı. Köleliğin bir göstergesi olarak her gün binlerce Göçmen/Sığınmacı/Mülteci çok zor şartlarda güvencesiz çalışmaya zorlanıyorlar. Çocuk işçi sayısı artıyor. Ekonomik belirsizlikler sürdükçe ağzı sulanan işverenler Suriyelileri düşük ücretler karşılığında köle gibi çalıştırmakta herhangi bir beis görmüyor.

Artık vatandaş olamayıp "Türk Kimlikli Ağaların" marabası olma yolunda ilerliyor Suriyeliler. Hakları yeniyor anavatanlarında olduğu gibi. Onlar hakkında çocuklara yalan yanlış şeyler öğretiliyor. İnançları hiçe sayılıyor, kültürleri aşağılanıyor.

Bu iğrenç ortamda bir de İzmir'deki kaza ile uyanıyoruz. Onlarca işçi/göçmen bir kamyonun kasasında böcek gibi taşınırken, kamyon tepe taklak dere yatağına devriliyor; 22  ölü.

22 İnsan!

Aylar öncesinde Bir yolculuk sırasında kaydettiğim bu görüntüleri 3 ayrı televizyon kanalına göndermiştim. Bu apaçık Türkiye gerçeğine karşılık hiç bir şekilde geri dönüş olmamıştı. 

Belki de bu ve bunun gibi görüntüler işçi, göçmen taşıma güvenliğini Türkiye gündemine taşırdı ve geçen gün fecice can veren, katledilen onlarca insanın hayatı kurtulurdu. Aksine Youtube da bile 30 kişi izlememiş bu görüntüleri.

Bu elim kaza neticesinde hayatını kaybedenlerin yurtdışına iltica etme niyetinin bulunduğu da söyleniyor. Ülkemizden Avrupa'ya kaçma niyeti sadece onlarda değil, bizlerde de var.

İşte Türkiye'nin durumu bu. Rezil koşullarda çalışmaya ve şu iğrenç vaziyette taşınmaya zorlananlar insan değil midir? Televizyonda "pedagojik" açıdan olumsuz olacağı için bu kanlı görüntüler yayınlanmayacak elbette; gazeteler bu görüntüleri sansürleyerek kağıtlara basacak ve Tarih yeniden tekerrür mü edecek? Her şeye rağmen ben buradan tüm çıplaklığıyla bu kanlı cesetlerin ve kaza mahallinin fotoğraflarını buradan paylaşıyorum.












Doğudan batıya, batıdan doğuya uzun süre yolculuk edenler bu görüntülere alışmış olacak ki, artık "haber değeri" atfetmiyoruz. Magazin daha önemli artık, siyasal olmayan güldürü programları daha güzel. Hoşumuza gitmiyor, görmek bile istemiyoruz gerçekleri. İnsan bencilliği bırakıp dönüp de etrafına bakmalı değil mi? 


Yorum Gönderme

0 Yorumlar