ADALETİN SARAYI MI OLUR?

Yargının daha büyük binalara ihtiyaç duyması nedeniyle devasa adalet sarayları inşa ediliyor. Her geçen yıl yargının iş yükünün artmasına mı yanmalı yoksa daha büyük saraylar inşa edildikçe adaletsizliğin yaygınlaşmasına mı?




İlk çağ kabilelerinden bu yana anlaşmazlık sonucu kurulan mahkemeler hep meydanda veya herkesin girip çıkabileceği mekanlarda kurulurdu. Yöre halkı tüm fertleriyle bu mahkemeleri takip eder ve karar mercilerini "gerekirse" baskı altına alarak istediği kararları verdirirdi. Bugün çoğu medeni ülkede var olan Jürilik sistemi de bu nedenle ortaya çıkmıştır. "Halk adına halka rağmen" saçmalığı da böylelikle yok edilmiştir. En azından kağıt üstünde...

Saraylar ise yönetilen halkın ulaşamayacağı, ulaşmak istediğinde de türlü engelleri aşması gereken yerlerdi. Adalet meydanda tesis edilirken, sarayda durmadan ferman yazılırdı. Saraylar lüksün ve rahatlığın sembolüydü. Buraların adaletle uzaktan yakından bir ilgisi yoktu.

Bir yol hakkı davasının açılmasından karar aşamasına kadar dört koca sene geçebiliyor Türkiye'de. Yol belli, arsalar, imar hepsi belli. Arsa sahipleri de illaki sistemde kayıtlı. Peki neden bu kadar uzun sürüyor bu kıytırık davalar? 

Cevap elbette yargı organı üzerindeki iş yükünün fazla olmasında. Her geçen yıl nüfusa oranla daha fazla dava açılıyor. Daha fazla şiddet, hırsızlık, yaralama, boşanma, miras, yol, arsa, su, iş davası açılıyor geçmiş yılı aratırcasına. 

Savcısıyla hakimiyle neredeyse bütün yargı mensupları tipik bir devlet memuru gibi çalışmaya alışmış durumda. Böyle olunca da tıpatıp benzeyen davalar bile ayrı ayrı ele alınıyor. Derece mahkemeleri yargıtayı, yargıtay AYM'yi takmaz oluyor. 

AYM bir kararında bu konuya sitemler ediyordu. AYM, sözkonusu derece mahkemesine ve yargıtaya mealen, "bu konu hakkında yıllar önce zaten karar almıştık. Neden o karara uyarak karar vermedin?" diyordu. Hukukla az çok ilgilenenler bilir. Bir içtihat oluştuysa tüm mahkemeler (üniter olduğumuz için) buna uymak durumundadır. 

Siyasetten, yani yürütmeden muazzam derecede etkilenen yargı organımız kesinlikle hantal ve işlevsiz durumda. İktidarın veya güçlünün demek daha doğru olur, boyunduruğu altındaki yargıdan ne beklenir ki? 

Bir yerde adaletsizlik varsa avukatlar daha fazla para kazanır. Onlar da bu durumdan memnun değilmiş gibi görünseler de garibanlardan istedikleri paraları gördükçe siz de benim gibi düşüneceksiniz.

Bu her yönüyle hantal ve işlevsiz olan yargının gün geçtikçe üzerine daha fazla yük binmesi neticesinde "zekice" çözüm önerileri havalarda uçuşmaya başlıyor:

"Bina yetmiyorsa, yıkıp daha büyüğünü yapalım"

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül bu öneriyi dikkate almış olacak ki, Türkiye'nin en yoğun adliyelerinden biri olan Ankara Adliyesi yerine devasa bir Adalet Sarayı inşa edileceğini ve kapakta kullandığım fotoğrafı paylaşarak tasarımının sona erdiğini şevkle açıkladı.

Halbuki yargı üzerindeki yükün neden bu kadar arttığını ve hantallık sorununu çözmek gerektiğini dillendirmek gerekirdi. 

Binayı büyütmek değil!

Adliyelere "Adalet Sarayı" demekle, devasa binalar inşa etmekle adaletin tesis edileceğine olan inanç saçmalığın daniskasıdır. 

Gittikçe binaların büyüyüp, adaletin küçüldüğünü görmüyor musunuz? 

Şaşaa ve debdebe içerisinde yaşamın sembolü olan "Saray" adından vazgeçin. 

Mahkemelerde yürütülen davaları canlı yayınlayın ki "Türk milleti adına, Türk milletine rağmen" saçmalığını sona erdirin. Halka reaya muamelesi yapmayın, onun denetim gücünü damarlarınızda hissedin.

Yargı üzerindeki yükü hafifletmek için binaları değil, adaleti büyütün. Toplumsal eşitliği yaygınlaştırın ve şeffaf olun ki yargı organının iş yükü hafiflesin.  

Yoksa sizin saraylarda verdiğiniz kararlar meydanlarda geçersiz olacaktır.

Toprak uğrunda ölen varsa değil, üzerinde adaletle yaşanıyorsa vatandır!

Yorum Gönderme

0 Yorumlar