Davutoğlu Bizi Kurtarabilir mi?

Bir iç darbe ile görevden elçektirilen Davutoğlu'nun Ali Babacan ve Abdullah Gül'le birlikte bir parti kurma hazırlığında olduğu konuşuluyor. Ben buna gülüyorum. Onlar, parti kursalar dahi Erdoğan'a gerçekten alternatif olamazlar. Yalnızca Erdoğan'nın atamasıyla göreve tekrar getirilebilirler. Zaten istedikleri de bu...




Ben Davutoğlu'nun akademik kültürü gereği savaşsızlığı ön plana alan politikasını beğenen ender kişilerdendim. Çözüm süreci, AB ile gümrük birliği süreci ve şah-fırat operasyonu hep bu savaşsızlık amacı uğrunaydı diye düşünüyorum.

Bir kaç yıl öncesini hatırlayanlar şunu iyi bilecektir: Bir yerde terör saldırısı olduğunda Davutoğlu hemen "kınıyoruz" ile biten cümleler kurardı. Bu artık bir dalga konusu olmuş ve toplum kınamaktan daha fazlasını bekler duruma gelmişti. 

Gerçekten de Davutoğlu sanki "sana tokat atılırsa, sen gül at" düsturuyla asla fiili saldırıya kalkışmıyordu. Bence bu yöntem "misliyle karşılık" stratejisine tapan Türk siyasi ve askeri tarihinde ender görülen bir yöntemdi. 

PKK ile bitmek tükenmek bilmeyen savaşı bitirmek için çözüm sürecinde adımlar atıldıysa da hem anlaşmanın gizli yürütülmesi hem de savaşın genel olarak daha karlı olduğu bir döneme denk gelinmesi neticesinde Erdoğan'ın sözüyle süreç buz dolabına kaldırılmıştı.

Avrupa Birliği ile  gümrük birliği serbestisi sağlayacak anlaşmaya yalnızca terörle mücadele kanununun değiştirilmesi kalıyordu. Bu fasıl, milliyetçi çevrelerce hiç ama hiç benimsenmedi. 

Şah-Fırat operasyonu ise milliyetçileri güldürmüş, savaşsızlığı savunanları gururlandırmış bir olaydı. IŞİD ile karadan savaşmamak, dolayısıyla bu büyük savaşa doğrudan müdahil olmamak için o bölgede bulunan Süleyman Şah'ın kemikleri sınıra yakın bir yere, şu anda düşman olarak kabul edilen PYD'nin egemen olduğu Fırat'ın doğusundaki Eşme köyüne naklikubur yapılmıştı. 

Bu olaylardan sonra görevden elçektirilen Davutoğlu ne yaptı?

Yıllarca sustu ve son cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi grup toplantısında Erdoğan'a desteğini gösterdi. O dönem fazla ön plana çıkarılmasa da Davutoğlu, Erdoğan'dan icazet almışcasına "pelikancıları" tasfiye etmenin yollarını arıyordu.


Pelikancılar olarak adlandırılan savaş çığırtkanı ve iktidardan pay almak için Erdoğan'ı daha çok sevdiğini iddia eden bir grup, Ak Parti yönetimini ele geçirmiş durumda. Şu anda da böyle. Bu "pelikan" adı Abdullah Gül gibi biraz daha liberalizme, sosyal demokrasiye kayan Davutoğlu ve Ali Babacan'ı düşman bellemiş olanların "pelikan dosyası" adında bir blog sitesi açmasından gelir. Muhtemelen pelikan kuşunun ağzında tutup saklayabileceği kütle çok fazla olduğu için bu isim seçilmişti. Blog burada.

Görevden almaya asla karşı koymayıp bunca sene kenardan yetersiz eleştirilerle yetinen Davutoğlu, Erdoğan'ı asla ama asla suçlamıyor. Onu sert bir baba figürü olarak görüyor olabilir. İkna edilmesi gereken bir baba...

İnsandan beklenen yaşadığı haksızlıklara karşı hakkını araması ve  beklemeden tez zamanda uyarılar yapmasıdır. Yaklaşık üç yıl nelerin olup bittiğini hepimiz gördük. Bu süreçte konuşmayıp şimdi konuşmak elbette bir çıkar arayışından geliyor.

Kendisi son zamanda Facebook hesabından tüm bu üç senenin analizini yaptığı çok ayrıntılı bir eleştiri metni yayınladı. O yazıda gerçekten bilimselikle harmanladığı eleştirileri oldukça anlamlıydı. Belki de içeriden gelen en güzel eleştirilerden biriydi. Fakat o sayfalarca yazıda bir kere bile Erdoğan'ın adı geçmiyordu. Dileyen buradan ctrl-f yapıp arayabilir. https://www.facebook.com/A.Davutoglu/posts/2127010720724231?__tn__=K-R

Parti kurma hazırlığında bulunan birisinin rakibi olacak kişiyi eleştirmemesi düşünülemez. Onun yaptıklarında bir yanlış bulmalı ki "onun yerine beni seçin" diyebilmelidir. Fakat o açıklamayı ve açıklama yapılmadan geçen onca sessiz zamanı düşünürsek Davutoğlu'nun yeni bir parti kurmayacağını anlarız. 

İnsanlara yapılan zulümlerin, adaletsizliklerin asli sorumlusu elbette en yetkili makamda oturandır. En yetkili aslında en sorumlu kişidir. Asıl eleştirilmesi gereken o'dur. Elbette şahıslar üzerinden bir külliyat oluşturulmalı demiyorum. Ama bir kere bile eleştirilmemesi çoğu şeyi açıklıyor olmalı.

Peki bu uzun açıklamadaki eleştiriler kime gidiyor? 

Sünni sağcı mantığın tüm köşelerinde liderin bizahiti kendisini eleştirmek mümkün değildir. Ortada bir yanlış varsa, bu yanlış liderin etrafındakiler yüzündendir. Bu etrafındakiler elbetteki pelikancılar oluyor.

Acı ama gerçek, bu açıklamayı bir nevi CV gibi görüyorum.   Davutoğlu bu anlamda yaptığı eleştirilerle Erdoğan'ın eskisi gibi gözüne girmek ve lütfederse cumhrubaşkanı yardımcısı veya aktif bir bakan olmak istiyor. Aynı şekilde ekibindekilerin de yetkili makamlara gelmesini arzuluyor. 

Varılan Kanı:

Yaşanan sorunların çözülmesi için bir kurtarıcı beklemek, dolara iyi gelen medyatik bir sima beklemek oldukça abestir. Kurtarıcı bekleme hastalığı diyeceğim bu toplumsal rahatsızlığın aşırısı, Atatürk'e de Erdoğan'a da aynısını yaptı. Bunu hepimiz gördük. Şimdi de bunlardan hiç ibret alınmamış gibi başka bir liderin gelip bizi kurtarabileceğine inanılıyor. 

Sorunları kendi kendine çözemeyen toplumlar hep bir kurtarıcı bekleme tembelliğine sahiptirler. Onlar günlük yaşamlarının küçük ve bireysel sorunlarıyla ilgilenirken büyük ve toplumsal sorunları lidere havale etmek isterler. Böylelikle toplumsal sorunlara kafa yormayan, sadece bireysel, küçük aksiliklerle debelenip duran bir toplum oluşur. Aslında bilen için bu çok büyük bir toplumsal hastalıktır. 

Davutoğlu'nun ekibiyle yeniden Erdoğan'nın yanında koltuklara kurulabileceğini söyleyebilirim. Artık milliyetçi politikaların oldukça tuzlu olduğu ve savaşın eskisi kadar gelir getirmediği görülüyor. Bu itibarla CV'si dolu tecrübeli birisine kim ihtiyaç duymaz ki?

Fakat yeni parti kurup Erdoğan'a karşı mücadele etmek, işte gülünç olan budur. Tüm devlet Erdoğan'ın iki dudağı arasına bağlanmışken, bu olurken asla tek kelime etmemiş Davutoğlu bu hayati riski alamaz. Yalnızca onu iknaya çalışır -ki tek dertleri de bu. 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar