Deprem sonrasında ortaya çıkan 10 gerçek

Yakın tarihin en büyük felaketlerinden biri olan ve 11 ili etkileyen Maraş depremi, gizlenen gerçekleri gün yüzüne çıkardı. Bu gerçekleri duymaktan rahatsız olacaksınız, ama bir daha böyle bir felaket yaşanmaması için bu rahatsızlık hissine katlanmak zorundasınız. 



1- Devlet sanıldığı kadar güçlü değilmiş.

Özellikle son yıllarda devletin gücü tartışılamaz, tartışılması teklif dahi edilemez halde idi. Devletin olası acizliğinden söz etmek bile vatan hainliği suçlamasıyla savuşturuluyordu. Fakat bu felaket sonrasında devletin aslında o kadar da güçlü olmadığı, anında tepki veren, inisiyatif alabilen değil; üstünden izin almadan tuvalete bile gidemeyen memurlarla bezeli olduğu ortaya çıktı.

Deprem üzerinden bir aydan fazla süre geçmesine rağmen hala çadır, tuvalet ve duş ihtiyacının var olması da devletin kaynak aktarımı konusunda ne kadar sınıfta kaldığını gösteriyor. Sesi çok çıkana çok yardım, sesi az çıkana az yardım götürüldü. Çünkü reklam olmayacak her bir yardım, boşa çaba diye düşünüldü. 

Her şey gözümüzün önünde olmasına rağmen hala tek bir yetkili, tek bir yönetici istifa etmediği gibi kimse hatasını kabul edecek cesareti gösteremedi. Bu bile devletin eksiklerini gösteren en önemli göstergedir. Aksine devlet, imajını değil, insanı korumakla mükelleftir.

2- Kızılay kamusal bir yardım kuruluşu değil, kâr odaklı özel bir holdingmiş.

Bir asırdan fazla geçmişi olan Kızılay'ın kâr odaklı bir şirket olduğu gerçeği hepimizi rahatsız etti. Bağışlanan kanlardan tutun çadıra, hatta konservelere kadar her türlü yardım malzemesini diğer kuruluşlara sattıkları ortaya çıktı. Sanıldığının aksine piyasa fiyatından veya daha da fazlasına satılmış. 

İşin mide bulandırıcı tarafı ise, Kızılay'ın topladığı bağışlarla ürettiklerini satması önünde yasal bir engel yok. Kızılay ile Koç Holding arasında hukuken bir fark bulunmuyor aslında. Kâr amacı gütmeyen kuruluşların gerçekten kâr maksimizasyonu amacı göttüğünü gördük.

3- Değerli ziynet eşyalarının çoğu enkaz kaldırma ihalesini alan şirketlere bırakılıyormuş.

Geri dönüşüm için enkazlar ufalandığında metaller kolaylıkla ayrıştırılabiliyor. Bakanlığının açıklamasına göre, şuanda oluşan enkaz dağı geri dönüştürülecek. Bu süreçte ortaya çıkan ziynetler de elbette enkaz kaldırma şirketine kalacak.

99' Depremi sonrası enkaz kaldıran şirket bugün inşaat sektöründe dünya çapında zirveleri zorluyor.

Halbuki sahibi ortaya çıkmayan değerli eşyalara devletin el koyacağına dair bir karar çıkmıştı. Fakat bu sade vatandaşın bulmasıyla ilgili. Gerçekte çıkan tonlarca altın, elmas, para, kasa bütünüyle enkaz şirketine kalacak. Yine işin mide bulandırıcı tarafı bu örgütlü yağmanın önünde yasal bir engel olmaması.

4- Kolon kesmek o kadar da yaygın değilmiş, çoğunlukla cezalandırılmaktan kokan müteahhit ve mühendislerin uydurduğu bir yalanmış.

Elbette münferit kolon kesme olayları yaşanmıyor değil. Fakat böyle büyük felaketlerin kolon kesme nedeniyle ortaya çıktığına inanmak abesle iştigaldir. İnsanlar ne kadar paragöz olsalar da içinde yaşadıkları, iş yaptıkları binanın kolonunu kesmekle hayatlarını tehlikeye atmazlar. 

Kolon kesme meselesinin bu kadar yaygın dillendiriliyor olmasının nedeni, binayı yapanın, izni verenin, projesini çizenin, betonunu döken, demirini bağlayanın bu işten paçayı kurtarma isteğidir. "ben binayı düzgün yaptım, ben düzgün bir binaya izin verdim. Ama alt kat kolon kesmiş" bahanesiyle cezadan kurtulabileceklerini zannederler. Zamanla bu durum toplumsal bir inanca dönüşür. 

Ayrıca enkaz incelemesiyle kolon kesilmiş mi, kesilmemiş mi sonucuna ulaşmak imkansıza yakındır. Zaten tuzla buz olmuş binada kolon var mı yok mu hesabı işi yokuşa sürmektir.

5- Gayrimenkule ve ranta alternatif bir veya birden fazla yatırım aracına ihtiyaç varmış.

Türkiye'de mülk alma sınırı veya ihtiyaç dışı mülklere vergi olmadığı için, tasarruf sahibi insanlar ev alarak geleceklerini güvenceye almaya çalışılar. Yeni başkasının barınma hakkını alır satarlar. Zamanla ev almak için çalışma süresi uzar da uzar. Evler daha da pahalanır, emek piyasası daha da düşer. 

Bu kısır döngüden kurtulmanın yolu, ev sahibi olmaya alternatif yeni bir yatırım aracı ortaya koymaktır. Örneğin, Osman Gazi köprüsü maliyetiyle hisselere bölünse ve halka satılsaydı, ihtiyaç duyulan para kısa sürede bulunurdu. Ayrıca insanlara da yeni gelir kapısı olurdu. Her geçen araçtan hissedarlar pay alırdı ve şimdiki gibi pahalı olmazdı. Fakat köprü yapılacağını duyanlar o bölgedeki arazileri satın almayı uygun buldular ve garanti eksiğini tüm Türkiye kapatıyor. 

Evlerin çürük olmasının en büyük nedeni budur kanımca. Siz aslında evi değil, evin değerini alıyorsunuz. Yani barınak değil, yatırım aracı...

6- "Hükümet İstifa" bile diyemezmişiz.

Böyle büyük bir felaketten sonra en çok güvendiği devletini yanında göremeyenler "hükümet istifa" diye slogan attılar. Daha sonra stadlarda da bu sloganlar tekrar edildi. Fakat hükümeti istifaya davet etmek hainlik olarak yorumlandı ve bu sloganları atanlar hapisle korkutularak yıldırıldı. 

Böyle büyük bir felaket ve devletsizlik anında insanlar, "hükümet istifa" diye slogan atıyor, sinirini boşaltıyor diye sevinmelisiniz.

7- Yeniden inşa edilen evler sahiplerine değeriyle satılacakmış.

Garip olan şu ki Erzincan depremi hariç, tüm depremlerden sonra yeniden inşa edilen evler sahiplerine satılmıştır. Tabi gönüllü olmayıp almazsanız konutlar yıllarca bomboş kalabilir. Merkezi olan evler pahalıya, uzakta olan evler ucuza satılabilir, yani burada bile rant.

Fakat beni asıl rahatsız eden şey, evlerin sahiplerine değerinde satılmasına karşı çıkan kimseyi görememem. Yani bir Allah'ın kulu da devletin topladığı parayla bu evleri inşa edip sahiplerine hibe etmesinden veya en azından maliyetine satılmasından bahsetmiyor. Tabi birden fazla evi olanlar tek evle yetinmek zorunda kalmalılar.

8- Sosyal medya fenomenleri ve ünlüler, felaket dönemlerinde mağdurlara destek yerine köstek oluyorlarmış.

Büyük felaket dönemlerinde etkileşim oranının düşeceğini bilen her ünlü ve fenomen, felaket bölgesinde yardımları organize ediyormuş gibi bir görüntü çizerek takipçilerinin zihnine silinmemek üzere kazındı. Tebrikler, teşekkürler havalar da uçuştu ama gerçeği öyle değildi.

Yardım organizasyonu ve gazetecilik profesyonel bir meslektir. "Ben ünlüyüm, ben influencer'ım, bunu da yaparım" dediğin an kaldıramayacağın yükün altına girersin. "Baraj yıkıldı" haberi de, tanıdıklarının kurtarılmasını öncelemek de budur.

Örneğin, bir ünlü, sosyal medya gücünü kullanarak "şurada, şu binada insan var, kurtarın" dediğinde aslında nüfuzunu kullanarak kurtarma görevlilerini tanıdığının binasına yönlendiren siyasetçiden farkı olmaz. Siz iyilik yaptığını zannedersiniz ama ihtiyaç sırası bozulur ve koordinasyonsuzluğu arttırır. 1 kişi kurtulur belki ama 10 kişinin kurtulması engellenir. 

9- Yıkılan binaların büyük bölümü imar affından faydalanmamış.

Depremden hemen sonra imar affı gündeme geldi ve bu depremdeki yıkımın sebebinin imar affı yasasını geçirenler olduğu düşüncesi yerleşti. Halbuki muhalif milletvekilleri dahil neredeyse her parti imar affı yasasına evet oyu vermiş.

Yıkılan evlerin büyük bölümü imar affı yasasından faydalanmadığı gibi, eski yönetmelik döneminde inşa edilenler kadar yeni binalar da yıkıldı. 

Türkiye'deki imar sistemi ara elemanlarına öyle çok güç veriliyor ki, evinizin altına bodrum yapsanız, bir iki cm şaşma payı bile yok, izin alamayabilirsiniz. Halbuki bodrum temel görevi görerek evi sağlamlaştırabilir. Peki evi yapmaktan vazgeçmemek için ne yapmalısınız? Ya ilgililere hediye, bağış adı altında rüşvet vermelisiniz ya da kaçak inşaat yapmalısınız. İşte imar affına barış denmesi de bu yüzden. Yani devlet, rüşvetçiliği bitireceğine rüşvet vermek istemeyen "ev sahipleriyle" barışıyor, barışmak zorunda kalıyor.

10- "Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur" sözü bir safsatadan ibaretmiş.

Deprem gerçekleştikten ve dünya çapında alarm verildikten sonra dünyanın büyük bölümünden sayısız kurtarma görevlisi, sağlıkçı ve yardım gönüllüsü ülkemize akın etti. Burada en çarpıcı olan ise, Yunanistan, Ermenistan ve İsrail'in gönderdiği personel sayısı ve yardımlardı. Ermenistan sınırı uzun yıllar sonra geçici açılmış ve tırlar dolusu yardım getirilmişti. 

Neredeyse dostumuz dediğimiz Azerbaycan'ın gönderdiği kadar personel İsrail'den Yunanistan'dan Türkiye'ye intikal etmiş ve tüm teknolojik teçhizatlarıyla kurtarma seferberliğinde yardım etmişler.

Türk'ün Türk'ten başka dostu vardır arkadaşlar. 

Yorum Gönder

0 Yorumlar