Ağaç Dikme Bayramı değil, Orman Koruma Bayramı

Ağaç dikme eylemini insanın doğaya karşı işlediği günahların kefareti olarak algılıyorum. İnsanlar günahlarını affetirmek için ağaç dikiyorlar veya dikilmesi için seferber oluyorlar. Halbuki, doğanın yaralarını sarması için kendi haline bırakılması, para için doğayı katleden insanın cahilane "yardımlarından" kat be kat daha hayırlıdır.




Çocukluğumdan beri tohumun ihtişamına, ağacın heybetine hayranlıkla bakmışımdır. Bir çömlek kaba her bahar mutfakta bulduğum tohumları eker ve neredeyse yoktan var olan bitkilerin büyümesini ve çiçek açıp tohum vermesini sabırla beklerdim. Bu süreç beni daha sabırlı birisi yaptı. 

Konya'da şehir dışındaki çorak topraklara dikilecek ağaçlar için "ağaç bayramı" tertip edildiğini duymuştum ve çocukluk şevkiyle onlarca ağaç diktiğimi hatırlıyorum. Askerlerin bu genç ağaçları su tankerleriyle sulayarak nasıl zorla büyüttüğünü de sonradan öğrenmiştim. 

Yıllar içerisinde ağaç bayramının ne kadar önemli olduğunu her ağaç kesilmesi olayında daha iyi anlıyordum. Türlü çıkar arayışlarıyla siyasilerin ve bürokrasinin görmezden geldiği ağaç katliamları bu düşüncemi daha da perçinledi. Gerçekten de ulusal bir "ağaç bayramı" belki de her şeyi çözebilir, doğayı kurtarabilirdi. 

Fakat iş yangınlardan veya türlü afetlerden ya da açgözlülükten tahrip olmuş ormanların yeniden ıslah edilmesine gelince değişiyordu. Belediye ve bu işle uğraşan şirket buldozerleri tahrip olmuş alana girip verimli toprağı kazıp yerine peyzaj ağaçlandırması yapınca bu düşüncemin dönüşüme uğraması gerektiğini hissettim. 

Ağaç bayramı sanıldığı gibi bir sihirli asa etkisi yapıp tüm ağaçları korumayacaktı. Aksine türlü açgözlülüklerle ormanları yok edenlerin bir çeşit göz boyama faaliyetine dönüşecekti. Bugün binlerce yıllık ormanları en çok yok eden devletler ve şirketler, rekor ağaç dikme sayısına sahipler. 

Örneğin, betona ve asfalta boğulmuş şehirlerin cadde ve sokak ağaçlandırması için ağaç bayramı bir vesile olabilir. Şehir merkezlerinin yazın daha serin, kışın daha sıcak olmasını sağlayabilir. Fakat şehir ağaçlandırması konusunda neredeyse tüm Türkiye sınıfta kalmış durumda. Hiç olmasa tam anlamıyla bir grilik denizinde boğulan şehirler az da olsa yeşile kavuşurdu. Ancak ağaç dikme bayramı bu amaçla ilan edilmedi, edilmeyecek. 

Ağaç dikmek gerçekten de yapılan yanlışların bir avuntusu. Fakat gerçekten iş işten geçtikten sonra yapılması gereken bir eylem. İş işten geçti mi? Türkiye'de orman kalmadı mı?

https://www.globalforestwatch.org/ 'dan alınan Türkiye orman alanı haritası


Bir kaç ay önce Enes Şahin adında bir Ak Partili sanki gökten zembille inmiş gibi bir fikirle geldi ve gündemin tepesine şak diye oturmuş. Ardından Erdoğan da bu fikri ilk defa duymuş gibi körler sağırlar birbirini ağırlar misali alkışlamıştı. 





Aslında bu fikir çok çok eskiden beri vardı. Ağaçların doğa için ne kadar önemli olduğunu bilmeyen ve bir ağaç bayramının olmadığı bir topluluk düşünmek büyük bir ahmaklık. İlk çağ insanları bile ulu bir ağacın etrafında toplaşıp meclisler kurmuş, meseleler tartışmışlardı. Sıcak ve kurak bir günde bir ağaç gölgesinin koruyuculuğunu yaşayan, meyvesiyle açlığını giderip kabuğundan ilaç yapan, gövdesiyle barınak ve av aleti imal eden tüm toplumlar ağaçlara ve ormanlara  ayrı bir gözle bakar. 




Bugün Türkiye'de var olan ormanlar paragöz şirketlere ve cebini doldurmak isteyen zenginlere peşkeş çekiliyor. Gözünün önünde gerçekleşen bu peşkeş partisine tek laf etmeyip ağaç bayramı talep etmek büyük bir ikiyüzlülük. 

Çanakkale'de siyanürle altın çıkarmaya yeltenen Kanadalı şirketin ormanı ve zeminindeki verimli toprağı ufalaması ve buna karşın hiçbir şey yapılmaması da orman katliamının en güncel örneği. Bu örnek dışında %70'lik orman alanını tahrip eden 3. Havalimanı veya devasa bir orman kıyımına sebep olan Yavuz Sultan selim köprüsü de en vurgulu örneklerdir. 

"Sevgili Enes" ve onun gibi "ağaç bayramı yapalım ve gördüğümüz her boşluğa ağaç dikelim" diyen mantığın yalnızca kendini avutma mantığı olduğunu da haykırmalıyım. Bir çözüm yolu olarak gösterilen fakat gerçekten bir gösteriş olan "ağaç dikme bayramı" fikri, bizi milyonlarca yılda oluşan bu güzelim doğanın talan edilmesin diye uğraşmak varken işin kolayına kaçmaya çağırıyor.

Şehirleri ve çevresini hiç olmadığı kadar yeşillendirebiliriz. Heryere iklimine uygun ağaçları yine dikmeliyiz. Fakat var olan paha biçilmez orman alanlarımızı da dünyevi hırslar için talan edenlere karşı durmalıyız, gerekirse doğayı talan eden şirketlere ve onlara bu talan hakkını veren devletin yöneticilerine.

Asıl sorun ağaçlar dikmekle veya hayvanları birer birer veterinere götürmekle çözülemez. Yaşam biçimimizi ve yönetimin doğaya bakışını değiştirmeden hiçbir şey değişemez. Doğa korundukça yaralarını sarıp genişlemeyi iyi bilir. Konu doğaysa elimizdekileri korumak en iyi ama en iyi çözüm yoludur. 



Yorum Gönderme

0 Yorumlar