SAVAŞ TAMTAMLARI

Koltuğuna gerinerek "Türkiye ambargo uygulamalı, yetmedi savaş açmalı" diyenlerin temelsiz ve tutarsız gerekçelerini yere çalmak için bu yazıyı yazıyorum. Savaşın yıkımdan ve ölümden başka bir şey getirmediği, nefreti ve çatışmayı körüklediği bilinciyle...



Aylar öncesinden belli olan  " Kürdistan bağımsızlık" referandumu gerçekleşene kadar tek laf etmemiş Türkiye yönetimi, bas bas bağırarak halkoylamasını gayrimeşru ilan ediyor. Gazeteler ise, derin bir vurdumduymazlık ile "Gayrimeşru referandum" manşetleriyle çıkıyor günlerdir. Sanki hepsi tek bir yerden emir almışcasına kopya manşetler ile milletin düşüncesi üzerine çökmüş bir sis bulutu oluyorlar.

Gerçeğe, doğruya ulaşmak çok zor bu ülkede. Televizyon ve gazeteleri yeterli görüyor, sosyal medya denilen kepazeliğin bizi etkilemesine izin veriyoruz. Ne oluyor da  zanna göre davranır, dedikodulara göre hüküm verir, resmi makamlara sarsılmaz bir imanla sarılır hale geliyoruz.

Son zamanlarda yine bu medya ortak bir karar ile "savaş tamtamlarını" patlatırcasına çalmaya başladı. Önünde kamera gören "döner bıçaklarıyla dalalım ağabey" diyen holigan gibi savaş çığırtkanı kesiliyor.

Cnn Türk ve Habertürk'te (ve bilumum tv kanalında) savaş çıkartmak için yol yordam arayan, savaşa girsek halay başına bürünecek olan bu şahsiyetlere  şunları söyleyeceğim;

"Irak Kürdistan Bağımsızlık Referandumu" adıyla bir halkoylaması düzenlendi. O gün bu gündür ülkemizin medyası bunu konuşup duruyor. Ülkemizin bölünmesinden korkanlar çareyi güç kullanmakta, ambargo uygulamakta yetmedi savaşmakta arıyor. Fakat bu ameliyelerin istisnasız olarak gösterdiği bir gerçek vardır; o da baskıyla, şiddetle ve zulümle sınırlarını korumaya çalışan ülkelerin paramparça olduğudur. İtiraz edeni yıldırma davranışı tam anlamıyla ülkeleri bölünmeye götürmüş ve dışarıdan daha kolay darbe alır hale getirmiştir.

Bölünmek istemeyen, "tek karış toprak vermem" diyen herkese adalet gömleğini tekrar giymelerini öneriyorum. İnsanlara, halklara, milletlere; bölünmesi için bir gerekçe vermeden, adaletli bir yurtta yaşama sevincini onlara tekrar tattırın.

Birinin diğerine zulmettiği, tehdit ettiği bir yurtta ne birlik olur ne bütünlük. Eğer birileri bölünmek düşüncesini dillendiriyorsa, bu onların "hain" oluşundan değil, yaşanılan yurdun adaletsiz oluşundandır.

Bölünme ve bağımsız olma talepleri çoğu azınlık için büyük bir hayaldir. Kosova, Katalonya  ve şimdi de Kürdistan. Yıllarca 4 ulus-devlet bünyesinde kültürlerini kaybetmeden yaşamayı başarmış Kürt toplumu 20. yüzyılın başından bu yana bağımsızlık hayalleriyle yaşıyordu. Bu hayalin bu raddeye çıkmasının nedeni, yaşadıkları topraklardaki egemen güçlerin tavır ve davranışlarıydı. Suriye'de vatandaş bile kabul edilmezken, Irak'ta "ayrılıkçı" oldukları gerekçesiyle katledildiler. İran'da asimile olma tehlikesi yaşarken, Türkiye'de dillerini dahi konuşamadılar onyıllarca.

Böyle bir ortamda egemen güçleri benimsememiş, ekonomik olarak da yeterli olduğunu düşünen Irak Kürdistan halkı bağımsızlığa doğru gitmeyi, "kendi kaderini tayin" hakkı ile açıklıyor.

Barzani aşiretinin son güçlü lideri Mesud Barzani'nin Iraklı bir kaç milyonluk Kürt toplumunu referanduma ikna etmek için pek uğraşmasına da gerek yoktu. Zaten halihazırda var olan "kurtuluş" hayalleri Barzani döneminde bir fırsatını bularak günyüzüne çıktı.

Savaş tamtamlarını salyalar akıtarak çığlık çığlığa ve patlatırcasına çalan medya bezirganlarının sosyal bilimin ne olduğunu bilmedikleri aşikar. Yıllardır bizi ve iradesiz yöneticilerimizi kolaylıkla yönlendiren bu medya elitleri, "savaş belirtisi" gerekçesiyle dalgalanan ekonomik verilere göre forex'te al-sat yaparak, 3. Köprü çevresinde, ormanın tam göbeğinde bir villa hayali ile yaşıyorlar.

Bunların "villa" hayali ile Iraklı Kürtlerin bağımsızlık hayali arasında seçim yapacak durumda kalmak istemem mazallah...

Bir toplumu toptan tehdit etmek hangi kitaba uygundur? Ne oluyor da dünyanın efendisi gibi davranıyor, firavun gibi konuşuyoruz?

Bölünmekten, parçalanmaktan hepimiz korkuyoruz. Güçsüz olacağımızı biliyor, doğal yada suni afetlere hazırlıksız yakalanacağımızı düşünüyoruz. Bu nedenle "birlikten kuvvet doğar" diyoruz..

İnsanlar arasında adaleti yaymadan oluşturulan birlik sadece tabelada kalır. Şekilsel birlik hiçbir zaman bir toplumu afetlere karşı koruyamayacaktır. Olması gereken, bir öğrenci evinde ev arkadaşlarının birbirlerine karşı olan tutumu gibi olmalıdır. Eğer biri çıkıp "ben başka bir oda istiyorum" diyorsa, o kişinin kalabalık odalarda beraber kaldığı arkadaşlarının davranışlarından hoşlanmadığını gösterir. Zaten umursandığını bildiği, adaletli bir ortamda neden ayrı odaya çıkma veya maddi olarak daha külfetli olan evi ayırma seçeneğini değerlendirsin?

Bugün türlü zorbalıklarla "dizinin dibinde oturan" azınlıklar, içten içe bağımsız olma hayali kurmaktadırlar. Zaten, toplumsal gelişme süreci bunu hızlandırmakta, egemen güçler ne kadar engelleseler de bu hayalin gerçekleşmesini yalnızca geciktirebilmektedirler. Bağımsız olma hayali geliştikçe, egemenin davranışı buna rağmen değişmedikçe hayaller gerçeğe daha da yanaşmaktadır.

Toprak, üzerinde adaletle yaşanabiliyorsa vatandır...

Yorum Gönderme

0 Yorumlar