Toprak, üzerinde adaletle yaşanıyorsa vatandır!



"Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır."

- Mithat Cemal Kuntay


Şairin şiiri hamaset dolu bu mısrayla biter. Ona göre bayrakları bağımsızlık sembolü haline getiren şey o bağımsızlığı kazanmak için akan ve akıtılan kandır. Türk bayrağının oluşum mitinde de bu ruha rastlanır. Bayrağımızda hakim olan koyu kırmızı renk bağımsızlığı kazanırken akan ve akıtılan kanı sembolize eder.

Mithat Cemal Kuntay'da bu konuya parmak basmış ve bir toprak parçasına vatan diyebilmek için uğrunda ölenin olması gerektğine değinerek şiirine noktayı koymuş. 

Kısa sürede şiirin bu son mısrası milliyetçi ve devletçi çevrelerce öyle bir benimsendi ki şarkılar, marşlar bile yazıldı, bestelendi, dilden dile aktarıldı. Devlete, vatana ve millete hayırlı olması için çocuklara İstiklal Marşı edasıyla ezberletildi. Bugün bu mısraları ezbere bilmeyen kimse yoktur kanımca.

Bağımsızlık savaşlarının üzerinden neredeyse koca bir asır geçti. Anadolu adındaki toprak parçasını hem kendi kanımızı hem de düşmanın kanını akıtarak Türkiye yaptık. Kan kırmızısı al bayrağı buralarda gururla dalgalandırıyor ve şehitlerimizi bu savaşların her senei devriyesinde anıyoruz. 

Peki bağımsız olduysak, tüm dünya Türk'ün gücünü gördüyse, neden hala şehitler veriyoruz?

Bir türlü tam anlamıyla bağımsız olamadık mı? Yoksa duruma alıştık mı, alıştırıldık mı?

Devletler bağımsızlık için ölen, öldürenler üzerinden kurulur fakat yaşayanlar ve yaşatanlarla gelişir. Ölümlerin kol gezdiği bir toprağa vatan diyebilmek için önce ölümleri durdurup yaşatmak, sonra yaşayanlar arasında adaleti tesis etmek gerekir. Yoksa o toprak parçası için savaşmaya değer mi? 

Sırf geçmişte kanlar akmış, akıtılmış diye bir toprak parçasına aidiyet hissiyle bağlanılamaz. Üzerinde yaşadığımız toprak parçasında huzurumuz yoksa, her an zarara ziyana uğrama korkusuyla yastığa başımızı koyuyorsak, bir avuç ayrıcalıklı kaynakların çoğuna sahipse, şehitler veren halk çok cüzi miktarlara şükretmek zorunda kalıyorsa, o toprak parçasına ait hissedemeyiz, oraya bir ağaç bile dikmeyiz. 

Arapça kökenli "vatan" kelimesi etimolojik olarak "memleket" anlamına gelir. Yani üzerinde yaşadığımız, doğup büyüdüğümüz yer anlamındadır. Dikkat edin, yaşamak, doğmak ve büyümek diyorum, ölmek, öldürmek ve kan akıtmak değil.

Ölümü kutsayan devletler görünüşte bağımsız olabilirler, ama gerçekte ölecek veya ölümü sorgulamayacak insanlara bağımlıdırlar.

Düşmanlar var ederek sanki her an bir kurtuluş savaşındaymışız gibi ortamlar yaratıyorlar. Bu ortamda aile, mahalle, şehir ve ülke huzurunu, sınıfsal mücadeleyi ve yoksulluğu bir anda unutuyor ve alışmış olduğumuz ölüm haberlerini izleyip, dinleyip duruyoruz. Koskoca bir asırdır bir arpa boyu yol alamamışız demekki. 

Kurtuluş savaşı ve bağımsızlık şehitleri bir asır sonra ülkemizde hala ölümün kol gezdiğini ve adaletsizliğin hüküm sürdüğünü görseler ne derlerdi? Onlar bunun için mi hayatlarını verdiler?

Artık ölümü değil, yaşamı kutsama vaktidir.

Ya tarih boyunca her metrekaresinden şuheda fışkıran toprağımızı artık ölüler için değil, yaşayanlar için ihya edeceğiz

ya da diriler için gönderilmiş Yasin suresini ölüler için okuyan üzgün bir anne misali hıçkıra hıçkıra ağlayıp duracağız. 

Geçmişin yiğitlerine saygıyı bir borç bilir ve onların da isteyeceği adil bir memlekette yaşamak istediğimi bildiririm. 

Bu nedenle ölümü ve öldürmeyi kutsayan, çocuklara ezberletilip durulan bu hamaset dolu mısralar yerine yaşamı ve yaşatmayı kutsayan şu cümleyle yazıma son veriyorum:

Toprak, üzerinde adaletle yaşanıyorsa vatandır!

Not: Yazı başlığındaki fotoğraf İzmir'de bir terör saldırısını önlemek isterken şehit olan Fethi Sekin'in öldüğü noktada çekilmiştir. 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar