Devlet bir şirketse, her vatandaş hissedardır!

Ortaklık anlamına gelen şirket, ortaklarının sermayeleriyle veya kabiliyetleriyle kurulmuş bir örgüttür. Bireysel olarak tehditlere göğüs geremeyenler şirketleşerek "birlikten kuvvet doğar" düsturuyla hareket ederler. Peki vatandaşlar ve devletler bundan farklı mı?



İnsanın içinde doğuştan gelen "örgütlenme" içgüdüsü vardır. İlk insanlık döneminde avcı hayvanlardan, doğal afetlerden korunmak ve karın tokluğunu garanti etmek için insan toplulukları oluşmuş ve iş bölümü benimsenmişti. Buzul çağlarında insanlığın hayatta kalmasını bu örgütlü olma içgüdüsüne ve iş bölümü kültürüne bağlıyorum.  Sonrasındaysa şehirler ve devletler bu içgüdüyle kurulmuştu. 

Üniter ulus-devletler egemen oldukları insanları bir şehir-devlet gibi yöneterek tektipleştirmeye çalışırlar. Fransız ihtilali sonrası gündeme gelen milli şuur kültürü Türkiye'yi de hala etkisi altına almaktadır. Hala "Türkiye'de herkes Türktür. Türkiye'nin %99'u Müslümandır." gibi tekleştirici söylemler üzerine devlet politikaları inşa edilmektedir. 

Toprağında bulunan herkesi vatandaşı ve Türk olarak sayan Türkiye bugün tüm vatandaşların vergileriyle ayakta durmakta. Devlet Türk dediği bu tüm halkı güçlünün zülmünden korumak, kollamak ve halkın refahını artırmak için onların vergilerine muhtaç durumda. Fakat bu vergiler zengin-fakir uçurumu ve farklılıkların görmezden gelinmesi nedeniyle doğru yerlere yani halka gitmiyor.

Jean-Jacques Rousseau'nun deyimiyle tehditlerden korunmak ve refahı artırmak için halkın "toplum sözleşmesiyle" kurduğu devletin aslında bir iki kişinin tokalaşıp kurduğu şirketten pek bir farkı yok. Devlet bu anlamda bir ortaklıktır, yani şirkettir. Tüm vatandaşlar da bu şirketin ortağıdır. 

Devleti bir aile şirketi, bir özel teşebbüs gibi yöneten Erdoğan bu şirketin "kârını" vergi indirimleriyle, ihalelerle ve tekelcilikle yandaşlarına ve akrabalarına, şirketin zararlarını ise tüm halka yıkmaktan hiçbir beis görmüyor. Yap-işlet-garanti et-devret faciaları gözümüzün önünde. Halbuki sadece bu büyük inşaat projelerinin maliyetleri dahi hisselere bölünüp vatandaşa satılabilirdi. Tüm hissedarlar bu projelerin gelirlerinden pay alırlardı ve memleketin parası memlekette kalırdı. Bunca işsizlik içerisinde anlamlı bir gelir kapısı ortaya çıkardı.

Vergi boyunduruğu altındaki halk vergileri ile beslediği sistemden gerektiği gibi gelir elde edemiyor. Emeğini sonuna kadar kullansa da, kan ter içinde çalışsa da açlık sınırı altındaki asgari ücretten ileri bir hayal kuramıyor ve yoksul bir yaşama boyun eğmek zorunda kalıyor. Aslında biriken zenginliğin tabana yayılması işsizliği de, yoksulluğu ve açlığı da bitirir. Sosyal sorunların neredeyse tamamının çözülmesine neden olur.

Mutlak otomasyon anlamına gelen Endüstri 4.0'a geçişte üretimin her alanında yapay zeka olduğunda mesleklerin de bir önemi kalmayacak. Yalnızca var olan finansal yatırım araçları ve bir avuç meslek ile tüm toplumu nasıl kalkındıracaksınız?

İşte burada her vatandaşın güçlünün kölesi olmaması için devletin veya kamunun veya fabrikaların veya binaların hissesine eşit oranda sahip olduğu bir sisteme ihtiyaç var. Gerçekte kamusal olanın sahibi zaten halktır. Bu itibarla filli olanın resmileştirilmesi gerek. 

Buna "Türkiye Devlet Payı" adını verdim. 

Her vatandaş doğduğunda Türkiye devlet payından nüfus sayısınca bölünmüş bir hisse sahibi olur. Devlet sistemi doğan kişi ölene kadar bu hisseyi muhafaza ederek, her yıl hisse oranında gelişen nemayı vatandaşın hesabına gönderir veya vatandaş dilediği takdirde kullanım alanını seçenekler arasından tercih edebilir.

Buradaki nema dikkatinizi çekmiştir. İşte burada kamulaştırılan ve para kazandıran bütün mülkler aklınıza gelmeli. Örneğin bir köprü, bir şeker fabrikası veya işgaliyeli bir alan... Adına ne derseniz deyin. Devlet bütünüyle şirket olarak düşünüldüğünde iş daha kolaylaşır tabi.

Bu kavramın vatandaşlık maaşından farkı var. Burada devletten ve yöneticilerden yardım dilenmek yerine emrine evladınızı askere gönderdiğiniz, elinizden avcunuzdan artırıp vergi verdiğiniz devletin ortağı oluyorsunuz. Devletin ve tüm vatandaşların yaşadığı sıkıntılara göğüs geriyor, devletin olumlu hallerinden gelir elde ediyorsunuz.

Şuanda Türkiye'yi ve devletini kutsal gören büyük bir kesim var. Eğer herkes devletin ortağı olursa bu geri kalmış görüş bir anda yok olacaktır. Çünkü sahibi olduğunuz şeyi değiştirme hakkına da sahip olursunuz.Ama kutsalı değiştirmek veya değiştirmeye çalışmak bile küfürdür. Gerçi bence şu halde de devletin ve vatanın sahibi halktır. Bundan hiçbir kuşku yok. Fakat halk satılmış medyası ve bilim dünyasıyla bunu anlayamıyor.

Türkiye Devlet Payı hissesinin nemasının artması tüm Türkiye'nin refaha kavuşması anlamına geleceğinden dolayı ortak talepler (yeni demokrasi, şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalet)  memleketi daha iyi bir yer yapabilecektir. Egemenlik kayıtsız şartsız milletinse, millet egemenliğe lafta değil, uygulamada sahip olmalıdır. 

Hisseleri halka açılan bir şirket tamamen şeffaf olur. Kanunen hissedarları yani ortakları katakullilerden korumak için düşünülmüş bir zorunluluktur. İşte bu sisteme geçildiğinde vatandaşlarından gizli binbir türlü iş çeviren devlet ve hükümet hissedarlara yani halka ketum olamayacaktır. Halka açık olması gereken bilgileri gizlemek cezalandırılması gereken bir suç halini alacaktır. 

Bu yazı bir ekonomist ve toplum teorisyeni olmadığım için genellemeleri içine alan bir vatandaşın öneri yazısıdır. "Olması gerekene" ulaşmada motive edici bir etki oluşturması dileğiyle.

Var olan şirketler bir bir devletleşirken, devletlerin de vatandaşlarını arkasında bulmak istiyorsa şirketleşmesi gerekecektir. Bunun savunucusu değilim, fakat zamanın ruhu buraya kayıyor ve yerimizi adalet çerçevesinde almak durumundayız. Devlete şirket dediğim için kapitalist liberal bir görüş belirtmiyorum. Şirket ortaklık demektir. İlk insandan gelen örgütlü olma içgüdüsünün bir tezahürüdür. Osmanlıca da Komünizm "İştirakiyun" yani günümüz Türkçesiyle, "Ortaklaşacılık" demekti. Şirket de aynı kökten gelir.

Bu hayallerimin gerçekleştiğini göremeyeceğim belki de. Fakat hayal etmesi bile hiç hayal etmemekten kat be kat daha güzel. Umulur ki gelecek zekice düşünülmüş sistemlere gebedir ve toplumun kokuşmasına neden olan tüm sorunları bir bir çözülür.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar