Tarafsızlık mümkün mü?

Gözümüzün önünde bir suç işlenirken "tarafsız" kalmak o suçu işleyenin tarafını tutmak demektir. Bunun farkına varmak yüzmeyi öğrenmek gibidir. Aslında yüzmeyi öğrenmezsin, yalnızca hatırlarsın.




Son günlerde yeniden gündeme gelen bir tartışmada cumhurbaşkanının tarafsız olması gerektiğine yönelik açıklamalar yapılıyor. "Daha önceki sistemde cumhurbaşkanı tarafsızdı, şimdi de öyle olsun" deniyor. Halbuki sorumlu makamda bulunmayan cumhurbaşkanı tarafsız değildi, çoğunlukla tepkisizdi. Genellikle "irtica tehlikesi" olduğunda tarafını belli eder sonra yine tepkisiz, kayıtsız koltuğuna otururdu. Sorsak bir tane bile tarafsız cumhurbaşkanı örneği veremezler. 

Cumhurbaşkanının parti genel başkanlığından ayrılması gerektiğini ben de savunuyorum. İki işi bir kişiye yüklemek, onun da bu iki işin üstesinden geleceğini zannetmek büyük ahmaklık. Zaten cumhurbaşkanlığı sisteminin yürürlükte olduğu şu bir yılda yaşadıklarımız ortada.

Asıl sorulması gereken soru, "tarafsızlık gerçekten de mümkün mü?" sorusudur. Bence bir insanın eğer insansa benimsediği bir inancı ve dünya görüşü olmaması düşünülemez. Var olan binlerce görüşten birisini veya bir kaçını seçen insan otomatikman taraf tutmaya başlamış demektir. Tarafsızlık mu anlamda her ne kadar tarafsız olunduğunu söyleseniz de mümkün değildir. Bu yalnızca haber kanallarının doğru ve ahlaklı, hukukun daha adil ve eşitlikçi olduğuna toplumu inandırmak için söylenegelen bir reklam sloganıdır.

Bu taraf tutma mevzusunu kendi gibi olanları kayırma, onlara torpil yapma olarak düşünmemeliyiz. Haklının, ehilin, çalışanın, değer üretenin tarafını tutmak olarak algılamalıyız. Her insanın doğasında bulunan taraf tutma hali dünya kupasında yoksul bir ülkenin zengin bir süper güce karşı kazanmasını arzulamak gibidir. Büyük bir kedinin yavru bir kediye saldırmasını engellemek veya kardeşler arasındaki kavgaları "o daha küçük" diye ayırmaktır. Yani taraf tutmayı sosyal manada ezileni, güçsüzü, yoksulu, engelliyi korumak, kollamak olarak anlıyorum. 

Hakimlerin veya memurların başörtüsü takması kadar doğal bir şey yok kanımca. Her insan gibi onların da inancı var ve kendince inandığı doğruya göre yaşamak istiyorlar. Bir kamu görevlisinin uzak durması gereken yegane şey adaletsizliktir. Başörtüsü gibi sembolik nesnelere o kadar çok şey atfediyoruz ki aslolan adaleti ve eşitliği unutuveriyoruz. Tarafsızlığın mümkün olabileceğine (yani kendi tarafını tutması gerektiğine) inananlar bu insanların özgürlüğü üzerinde geçmişte olduğu gibi terör estirmek istiyorlar. seçimlerde başarı sağlayınca daha önceki başörtüsü yasaklarının akıbetini hemencecik unuttular. 

"Şeklen hiçbir siyasi kutbun sembolünü taşımasın, sosyal sorunlara karşı tek laf etmesin, ama içinden ne düşünürse düşünsün" veya "düşünce özgürlüğü düşünceyi ifade edene kadardır" diyerek insanlara münafıklığı, yani göründüğü gibi olmamayı zorlamak aptallığın zalimliğe dönüşmüş halidir. Sırf bu tavırla FETÖ'nün devlete sızışını engelleyemediğiniz gibi bu rezilliğin gerçekleşmesini daha da hızlandırdınız. Takiye kavramını tüm devletin kılcal damarlarına sokmayı başardınız.

Sosyal olarak tarafsızlık konusuna gelirsek iş daha da kızışacaktır. 
"Siyasete girme","sana mı kaldı politika" diyerek insanların sosyal adaletsizliklere laf etmesini engellemeye çalışanlar bu terimi çok severler. Sosyal sorunları görmezden gelen tarafsız gazeteciler, güçlünün tarafını tutan tarafsız hakimler, zenginin arkasında saf tutan tarafsız cumhurbaşkanı bu toplumun acı içinde yok olmasını sağlayacaklardır. 

İnsan bunu önermeye, bunu dillendirmeye bile utanır.

Tarafsızlık hele ki toplumla ilgiliyse tamamiyle safsatadır. Gazeteci doğruyu güçlünün hoşuna gitmese de yaymalı, hakim ezileni ezene karşı gelmek pahasına korumalı, cumhurbaşkanı yönettiği devletle zengin ile yoksul arasındaki uçurumu yok etmelidir. Hepsi taraf tutmadıklarını söylüyorlarsa tuttukları tarafın esirleridirler. Bu anlamda tarafsız olunduğu iddiası oldukça yersiz bir yalandır. 

Hukuk güçlünün güçsüzü ezememesi için var olmuştur. Bir kişinin açlıktan hırsızlık yapması ile bir zenginin kara para aklaması arasında dağlar, gezegenler, galaksiler kadar fark vardır. Bu farkın ayırdına varmak sanıldığı kadar zor değil, yüzmeyi öğrenmek gibidir. İnsan da diğer hayvanlar gibi yeni doğduğunda yüzebilmesine rağmen sonraları bunu unutur. İşte bu durum da böyledir. İnsan yaşamının her anında taraf tutmasına rağmen tarafsızlığa inandırılır. Sancılı bir soruşturma ile özüne dönen insan tarafsızlığın mümkün olmadığına inandığında yüzmeyi öğrenmiş gibi olur. Aslında yüzme öğrenilmez, hatırlanır.

Tarafsızlık yalnızca herkes eşit olduğunda, adalet terazisi dengelendiğinde mümkün olabilir. O halde bir futbol karşılaşmasındaki gibi  11'e 11 kişi karşı karşıya gelmiş ve tamamiyle eşit bir ortamda mücadele ediyorlar demektir, ki bu mükemmel toplumun şuanda esamesi bile okunmuyor. Şu anda adaletsizlikler gırla gidiyor. 

Yargının bağımsız olmasını herkes gibi ben de istiyorum. Devletin sınıfları yok etmek için sorunları çözebilen bir yapıya kavuşmasını ben de arzuluyorum. Ancak bunu kanun maddelerine "tarafsız" yazarak sağlayamazsınız. Tarafsızlık şuanda mümkün olmadığı halde "tarafsız" demek, eşitliğin esamesi okumadığı halde halde "eşitsiniz" demek, adil olunmadığı halde "adiliz" demek büyük yalandır. 

Yalanlarla adil olunmaz.

Devletin sosyal bir hukuk devleti olduğunu anayasaya yazmakla, sosyal bir hukuk devleti olmazsınız. Yalnızca kendinizi 10 katlı bir apartman dikip kapısının önüne "Mülk Allah'ındır" yazan ikiyüzlü ev sahibi gibi kandırmış olursunuz. 

Yargıyı ve hakimleri daha adil hale getirmek mi istiyorsunuz? O zaman duruşma salonlarına basın mensuplarını, kameraları alın bakalım. Canlı yayınlayın davaları da görelim. Adaletin kapalı kapılar ardında değil, aleni olarak meydanda sağlanabileceğini ben mi size öğreteyim? 

Kayıtsız, kararsız, çekimser, tepkisiz kalmak anlamında kullanılan tarafsızlık kavramının yatacak yeri yoktur. Bunca adaletsizliğin olduğu yerde hala tarafsızsan, hala güçlü ile güçsüz arasında eşitlik olduğunu söylüyorsan, Kürt sorunu yoktur, Alevi sorunu yoktur, toplumsal sınıf yoktur diyorsan sen aslında tarafsızlığı "görmezden gelmek" olarak anlıyorsun demektir. 


Kurt kuzuyu kaparken tarafsız kalmak kurdun tarafını tutmaktır. 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar