Neden terazi adaletin sembolüdür?

Terazi, bir dalın tek noktadan dengede durması üzerine çalışan bir ölçüm aygıtı. Peki neyi ölçüyor da adaletin sembolü oldu? Eşit kollu terazi olarak bilinen bu ilkel ama işlevsel aygıtın temel ölçtüğü şey eşitliktir. Kefelerden biri aşağıda olursa diğeri yukarıda olur ve böylelikle istenilen denklik sağlanamaz.




Genellikle bir dil bünyesinde bulunmayan, bulunsa da kullanılmayan bir kelimenin ifade ettiği kavram yerine yabancı bir dilden ekleme yapılır. Diller bunu kendi kendilerine yaparlar. Dünya'daki bütün diller, diğer komşu dillerden bir fincan tuz alır gibi kelime ithal eder, bunda olumsuz bir şey yok elbette. Ancak Türkçe adına konuşursak Arapça kökenli "adalet" kelimesine neden ihtiyaç duyulduğunu anlamak zor. Türkçe'de adalet kelimesini karşılayacak bir kelime gerçekten de yok muydu?

Aslında vardı, ama yok edildi. O da duyulduğunda toplumun tüylerini diken diken eden ve yalnızca hayattan çekilmiş bir matematiksel terim olarak düşünülen "eşitlik, denklik" kelimeleridir. Arapça olan "adalet" kelimesinin etimolojisine inersek, o kelimenin kökeninin "denk" demek olduğunu görürüz. Denklik durumu terazinin eşit olma halidir. Kefelerde aynı oranda ağırlık var demektir. Eski Türkçe'de "ten" veya "den "olan kelime, günümüzde "densiz(denk, eşit olmadığı için uygunsuz)" olarak da hayatını bir kanaldan sürdürürken yine eski Türkçe'de "denk" kelimesi Farsça olan "terazi" kelimesinin Türkçesi olarak da kullanılıyordu. Bu kelimenin başka bir hali de "teg"dir. Ulaşmak, yani varılacak nokta ile eşitlenmek anlamına gelir. Etimolojiye ilgi duyuyorsanız bu site sizin derdinize şifa olacaktır. https://www.nisanyansozluk.com/

Arapça olan "adalet" kelimesinin Türkçe olan "denklik" kelimesine eşit geldiğini öğrendik. Fakat neden "adalet" kelimesi sosyal olarak daha çok kullanılıyor da "eşitlik, denklik" gibi kelimeler yalnızca matematik kitaplarında bulunuyor? sorusunu sormalıyız.

Bu sorunun cevaplarını internette bulabilir misiniz bilmem. Bence zamanın dil geliştiricileri(kayıtçılar, yazarlar, dini şahsiyetler) herkesin anladığında ve duyduğunda hemen icraata geçme isteği uyandıran bu kelimelerden uzak bir toplum yaratmak istediler. Kuranı Kerim Arapça diye ve bu nedenle Arapça fetişizmi yüzünden bazı "tehlikeli" Türkçe kelimeler Arapça muadilleriyle söylenmeye başlandı. Çoğu Arapça kelime de dilimize böyle girmiştir. Bu duruma Osmanlı'daki Arapça, Farsça, Fransızca, günümüzde İngilizce ve Latince fetişizmi örnek gösterilebilir. 

Bugün adalet dediğimizde çoğumuz "intikam almak" olarak anlıyoruz. Birisi adalet istediğinde hemen onu intikamcı olarak yaftalıyoruz. Gerçekten de adalet isteyen kişi intikam almak istemiş olabilir. Halbuki adalet, terazi aygıtının gösterdiği gibi eşitliği ve denkliği ifade ediyor. 

Terazi aygıtı antik Mısır'da kalp tartan Maat tanrısının, gözü yumulmuş Roma tanrıçası Justitia ve Antik Yunan zamanında gözü bağlanmış tanrıça Themis'in aygıtıydı. Bunların gözünün kapalı olması durumu, anlaşmazlığa düşmüş iki taraftan birisinin gücünü, zenginliğini görüp adaletten(denklikten, eşitlikten) şaşmama amacıyla hüküm vermeyi sembolize etmiştir. Bu gün bile Türkiye'de çoğu önemli mahkeme önünde bu heykelden en az birisi bulunur. 

Toplumuzda son yüzyılın korkularından biri de Komünizm korkusudur. Bu korku eşitlikten ve onun doğuracağı sosyal adaletten korkma anlamı taşır. Komünizmin gerçekten ne anlama geldiğini bilmedikleri halde eski uygulamacılarının zalimlikleri yüzünden eşitlik kelimesine mesafeli durmaktadırlar. Komünizm, Osmanlıca iştirakiyun yani ortaklaşacılık demektir. Fakat ille de kurumsallaşmış komünizmin üyesi olmak gerekmez; eşitlikçi, adil olmak terazinin dengesi için yeterlidir.

Eşitlik deyince herkesin aynı maaşı aldığı, tüm farklılıkların aynılaştırılmaya çalışıldığı gibi kaçak cevaplar veriliyor. Halbuki eşitlik kavramı sıkıştırıldığı matematiksel dünyada değil, sosyal dünyada insanın ihtiyaçlarının karşılanması olarak ifade edilmelidir. Bir akşam yemeğinde annenin herkesin tabağına aşağı yukarı denk yemek koyması gibi.

Dünya aslında terazidir. Birileri kefesini çok doldurduğunda terazi denkliği, yani eşitlik, yani adalet bozulur. Tüm toplumlar dünya kaynaklarından ihtiyacı mukabilinde elde etmek durumundadırlar, yoksa birileri aç kalır. Bu durum zenginliğin bizatihi kendisini çok büyük bir suç yapmaktadır. Çünkü dünyanın kaynakları sınırlıdır.

Birileri ihtiyacından fazlasına sahipse, başkaları ihtiyacını karşılayamaz. 

Birilerinde var diğerlerinde yok, o halde adalet terazisi şaşmış demektir. 


Sizlere kendi ürettiğim basit bir hikayeyi anlatarak bu yazıyı sona erdirmek isterim: 

Bir vadideki ormanda 10 adet sincap yaşarmış. Bu sincaplara kışı geçirmek için 10 tane fındık fazlasıyla yetiyormuş. Sincapların yuvalarının bulunduğu vadide ise yalnızca 100 sağlam fındık kalmış. Tüm sincaplar fındıkları teker teker toplamaya koyulmuş. Sincaplardan 7'si 10 adet fındık topladıktan sonra yuvasına çekilip kış uykusuna yatma hazırlığına geçmişler. Fakat kalan 3 sincap harıl harıl fındık aramaya kan ter içinde devam ediyorlarmış. Son kalan fındıkların nerede olduğunu kimse bilmiyor, onun için tüm vadiyi santim santim arıyorlarmış. Bu 3 sincaptan biri bir fındık ağacının altında kuytu bir çukur bulmuş, dinlenmeye koyulmuş. Dinlenirken şaşkınlığını gizleyememiş. Neredeyse 20 adet fındık gözünün önünde duruyormuş. Hemen kalkmış ve toplamaya başlamış. Daha sonrasında ise diğer sincaplara fındıkların yerini söylemesi gerekirdi, ama öyle yapmamış. Tüm fındıkları toplayan açgözlü sincap yuvasını fındıkla tıka basa doldurmuş. Diğer iki sincap ne yapsalar da, ne kadar emek harcasalar da fındığı yoktan var edemeyecekleri için topladıkları 5'er fındıkla yuvalarına dönmek zorunda kalmışlar. Ellerindeki fındığı ne kadar idareli kullanmış olsalar da o iki sincap kara kışın ortasında açlıktan ve soğuktan ölmüş. 

Yorum Gönderme

0 Yorumlar