ZENGİNLER BU SİSTEMİ SEVECEK

Erdoğan ile özdeşleşen "başkanlık sistemi", Cumhurbaşkanlığı sistemi adıyla tuhaf bir acele ile halkoyuna açılıyor. Atatürk, İnönü ve Kenan Evren'den sonra Erdoğan da tek adam olma arzusunda. Erdoğan ve etrafındakilerin bu arzusunun temelini batılı sermayedarlar gözüyle sorguluyoruz. 















Cumhuriyet ilanı ile toplumun kıyafetleri, ritüelleri ve söylemi ideolojik bir plan ile belli bir kalıba sığdırılmaya çalışıldı. Erdoğan'ın koltuğa oturuşunun temel nedeni bu sembolik fakat fıtri hakları serbestleştirme vaatleriydi. Bu vaatlerden çoğu geçtiğimiz 14 yılda gerçekleşti.

Diğer taraftan...


'80 darbesi sonrası piyasalardaki "devletin sınırlayıcı gücü" kademeli olarak azaltılırken Kemal Derviş ve Erdoğan dönemi ile piyasalar batı sermayesinin top koşturduğu bir hale geldi. Böylelikle darbe sonrası "SSK kuyrukları" ortadan kalktı. Sağlık ve ulaşım hizmetleri sorunları zank diye düzeliverdi. Köprüler, otoyollar batı sermayesine dolar kazandıran kumarhane kasalarına döndü.


Yukarıda anlattığım sosyolojik değişimler ve ekonomik dönüşümler devletin bizatihi kendisinin önayak olduğu mihenk taşlarıdır. Ekonomisi serbestleşmeyen toplumlar asfalta muhtaç bırakılırlar. Böylelikle toplum kıvama gelir ve sömürülmeye katlanılır.


Sermaye sahipleri yani para babaları, karteller, tefeciler hızı çok severler. Çünkü hız, para biriktirmeyi serbestleştirir. Öyle ki, "istikrar" olarak adlandırılan tek adamcı devlet düzeni de bunun için biçilmiş kaftandır. Başkanlık sistemi istikrarı vaat ederek, kapitalist sermayedarların birikmiş paralarını daha hızlı bir şekilde "oradan, oraya" taşımalarına olanak tanır. Bürokrasi, polis, yargı derdi yoktur. "Bu parayı nereden buldun?" denemez, denetlenemez,


Meclis ve bürokrasinin daha fazla zengin oligarşinin piyonları haline gelmesi için Başkanlık sistemi olarak zikredilen bu sisteme ihtiyaç vardır. Lidere fiilen bağlı olan kurumlar resmi olarak da bağlanma yolundalar. Lider artık bir "milli şef" veya "başkomutan" unvanlarıyla anında karar veren ve kararında sorgulanamayan bir çizgi üzerinde duruyor. 


Halkoyuna sunulacak olan 18 maddelik "Cumhurbaşkanlığı Sistemi" Anayasa değişikliği şöyle, göz ucuyla incelendiğinde görülecektir ki; ülkemizin temel sorunu "hız ve istikrar" çözüm ise, "tek adamcılık"


Anayasa değişikliğinde zikredilen Cumhurbaşkanı ise, Cumhuriyeti kuran Atatürk kadar yetkiye sahip. Bu yetkiler ise şu şekilde;


Savaşa sokma yetkisi. Uluslararası anlaşmalar imzalama. Affetme. Meclisi seçime götürerek feshedebilme. Kararname çıkartabilme. OHAL ilan edebilme.


Bu yetkileri sayınca CHP'liler suspus oluyorlar. Malumun ilanına gerek var mı?


Görüldüğü gibi bu yetkiler tamamiyle sermayenin önündeki engelleri bertaraf etmeye yöneliktir. Batılı Forexçi sermayedarlar bürokrasiden ve devletin sınırlayıcı gücünden hiç hoşlanmazlar. Dertleri sadece karlarını ençoklaştırmak ve biriktirdikleriyle bizimki gibi ülkeleri borç altında hegemonyaya maruz bırakmaktır. Dolayısıyla da haberimiz olmadan medyasıyla atılan ağlara düşmemiz istenir.


Şu anda böyle bir ağ atılıyor. Hem devletin(Meclisi ve yargısı ile) tek adamın çıkardığı kararnameler ile sınırlayıcı gücü elinden alınıyor hem de millet siyasi olarak bunun taraftarı olmaya zorlanıyor. "Evet demeyenler, Türkiye'nin kalkınmasını istemeyenlerdir" deniliyor. Dolayısıyla "bunlar fetöcü" yaftası vurularak şeytanlaştırılıyorlar.


Oysa ki Anayasa değişikliği derinlemesine incelendiğinde sosyal sorunların örtbas edilmeye çalışıldığı apaçık ortadadır. Türkiye'nin en büyük sorununun cumhurbaşkanının veya başkanın muktedir olamaması değildir. Tarihte görülmemiş bir şekilde iktidarı, parayı ve silahı kullanan bir yönetim ile karşı karşıya değil miyiz?

Asıl sorun sosyal ve dolayısıyla ekonomiktir. 18 milyon yoksulu olan bir ülkenin yoksulları sermayedarların aşevlerine mahkum edilemez. İşsizlik bir sorundur ve azaltmak bir kenara ortadan kaldırılmalıdır. Yargının adaletine ise güvenmek için inanılmaz bir imana ihtiyacımız vardır. 15 Temmuz darbe girişimi  "Emaneti ehline verin" düşüncesini sokmadı mı kalın kafalarımıza?


Bu anayasa değişikliği bu sorunlara dokunmuyor bile; 


Milliyetçilik, şekilsel laiklik, oligarşik bürokrasi, sermayedarların tahakkümü, yoksulluk, yolsuzluk, ehliyet ve liyakat, ADALET.


Üst paragrafta anlattığım sorunlar ülkenin en önemli ve derin problemleridir. Peki size sorarım; bu anayasa değişikliği tek cümle ile bu kanayan yaralardan söz ediyor mu? Hayır! Sorun istikrar değildir. 14 yıldır koltuğa zamkla yapışmışcasına oturan birinin "yalnızdım, eniştemden öğrendim" demesini de bu bağlamda düşünmek gerekir. "Devletin her bir kurumu devletin seçilen başkanını dinlemiyor. Onun için Cumhurbaşkanlığı sistemi" diyenlere böylece bir gülücük göndermek farz olmuştur.


Diğer yönden "Kandırıldım" diyen, yani her insan gibi aciz olduğunu beyan eden bir iktidar sahibi, o veya ondan sonra gelecek olan şahsın kandırılması durumunda Anadolu topraklarının ve üzerinde yaşayan halkların başına ne gelebileceğini tahmin ediyor mu? 15 Temmuzu unuttu mu? 


18 maddelik cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş düzenlemesini batılı bir sermayedar gözüyle tekrar okuyunuz. Böyle bir okuma, Cumhuriyetin ilanından 15 Temmuz darbe girişimine giden süreci farklı ve bir o kadar faydalı bir taraftan anlamanıza yardımcı olacaktır.

Yorum Gönderme

0 Yorumlar